
| SOYKIRIM
NEDiR? Yer değiştirme uygulaması Ermeni çevreleri ve hasım devletlerce "Ermeni katliamı ve soykırımı" olarak adlandırılmış ve Osmanlılara karşı büyük bir propaganda kampanyası başlatılmıştır.Oysa soykırım; “ırk, milliyet, etnik ve din farklılıkları nedeniyle insan gruplarının yok edilmesi”dir. Bu suç, direkt olarak bir hükümet tarafından veya onun rıza göstermesi ile işlenebilir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, dünyada soykırım suçunu önlemek ve cezalandırmak için 1948'de "Soykırım Sözleşmesi”ni kabul etmiş ve Türkiye de bu sözleşmeye 1950 yılında taraf olmuştur. Soykırım dendiği zaman Nazilerin, Yahudilere ve diğer etnik gruplara karşı giriştikleri kitlesel kıyım akla gelir. 1939-1945 yılları arasında 5-6 milyon Yahudi, 3 milyondan fazla Sovyet Savaş tutsağı, birer milyondan fazla Polonya ve Yugoslavya sivil halkı, 200.000 civarında Çingene ve 70.000 özürlü insanın canına kıyılmıştır. İşte soykırım budur. Bunlara ilave olarak, Birleşmiş Milletlerin önleyici yönde sözleşmesi olmasına rağmen, modern çağda da sayısız soykırım olayı görülmüştür. Örneğin, bizzat olayın kahramanı 2 emekli Fransız generalin Le Monde’da yayınlanan itiraflarına göre; Fransızlar 1954-1962 yılları arasında Cezayir’de en az 1 milyon Cezayirliyi katletmiş, 1965-1966 yıllarında Endonezya ordusu bir milyon komünisti ve ailelerini öldürmüş, 1975-1979 yılları arasında Kamboçya'da Kızıl Kmerler 1.7 milyon Kamboçyalıyı katletmiş, 1994'de Ruanda'da 500.000 Tutsi, Hutular tarafından öldürülmüş ve nihayet 1991'den sonra Bosna-Hersek ile Kosova'da binlerce Müslüman Sırp vahşetine maruz kalmıştır. Soykırım suçu, gerçek anlamda bu olaylarda işlenmiştir. Ermeni iddialarının ve yalanlarının aksine, 1915 yılında Doğu Anadolu bölgesindeki Ermenilerin daha güvenli topraklara göç ettirilmesi uygulaması, Ermenilerin ve cephelerin güvenliğini sağlamaya yönelik bir harekettir ve soykırımla hiç bir ilgisi yoktur. Ermenilerin Doğu Anadolu'da Savaş ve göç sırasında kayıplar verdikleri doğrudur. Ancak bu kayıplar, Doğu Anadolu'da yaşanan Savaş ve isyanlar nedeniyle asayişin sağlıklı olarak sağlanamaması, araç, yakıt, gıda, ilaç yetersizliği, ağır iklim koşulları ile tifüs gibi salgın hastalıklar nedeniyle meydana gelmiştir. Hiçbir şekilde kasıtlı ve planlı bir katliam söz konusu değildir. Aslında Ermeniler, geçmişte hakimiyeti altında yaşadıkları devletlere ihanetlerinden dolayı bir çok kez buna benzer göç hareketlerine tabi tutulmuşlardır. Sasaniler 379'larda 70.000 Ermeni’yi İran’a, Bizanslılar 1025'lerde Doğu Anadolu'daki 40.000 Ermeni'yi Sivas ve Kayseri'ye, Memluklar 1250'lerde 10.000 kadar Ermeni'yi Mısır’a, 1743'de İranlılar 24.000 Ermeni'yi İran içlerine ve 1777'de Kırım’ı işgal eden Ruslar bölgedeki binlerce Ermeni'yi steplere sürmüştür. Tarih boyunca sayısız göç ve sürgün olayına maruz kalan Ermeniler, bunların hiç birini gündeme getirmeden, sadece 1915'te Osmanlı devleti tarafından son derece haklı gerekçelerle yer değiştirmeye tabi tutulmalarını sözde soykırım adı ile sorun haline getirmeye çalışmaktadırlar. Bu tavır, maksatlı ve Türkiye'nin bütünlüğünü bozmaya yönelik politikaların bir ürünüdür. Bazı ülkelerin, Afrika ve Balkanlarda yaşanmakta olan gerçek anlamdaki soykırım hareketlerine seyirci kalarak, sözde Ermeni soykırımı iddialarına ve yalanlarına destek vermeleri de bunun en açık göstergesidir.
SORUNUN ORTAYA ÇIKIŞI
Osmanlı devleti zayıflamaya
başlayıp, misyoner okulları kurulup, hemen her konuda
Avrupa’nın müdahalesine maruz kalınca, Türk-Ermeni
ilişkilerinde de bir bozulma devri başlamıştır.
Bazı devletler, Osmanlı devletini bölerek bölgesel
çıkarlarına ulaşabilmek için, Ermenileri Türk
toplumundan koparmayı hedeflemişlerdir. Özellikle
Avrupa’nın bazı büyük devletleri
"ıslahat" adı altında bir yandan Osmanlı
devletinin iç işlerine karışırken, bir yandan da
Ermenileri Osmanlı yönetimine karşı
teşkilatlandırmışlardır. Böylece ülke içinde ve
dışında teşkilatlanan ve silahlanan Ermeni komiteleri
ile Ermeni kiliselerinin kışkırtıcı faaliyetleri
sonucunda, Ermeni toplumu yavaş yavaş Türklerden
uzaklaşmaya başlamıştır. Türklerin iyi tutumuna
karşın, yabancı devletlerle işbirliğine girmek
suretiyle Türklerle mücadeleye başlayan Ermeniler,
Batının desteğini alabilmek için kendilerini
"ezilen bir toplum" olarak göstermeye ve
"Anadolu üzerindeki egemenlik haklarını
Türklerin gasp ettiği" iddiasını dile getirmeye
başlamışlardır. Islahat Fermanı ile Müslümanlar ve
gayr-i Müslimler hukuk önünde eşit statüye
getirilince ayrıcalıklarını kaybeden Ermeniler,
1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Rusya'dan,
"işgal ettiği Doğu Anadolu topraklarından
çekilmemesini, bölgeye özerklik verilmesini veya
Ermeniler lehine ıslahat yapılmasını"
istemişlerdir. Ermenilerin bu talebi, Rusya tarafından
kısmen kabullenilmiş, Osmanlı-Rus Savaşı’nın
ardından imzalanan Yeşilköy, eski adıyla Ayastefanos
Anlaşması ve daha sonraki Berlin Anlaşmasıyla Ermeni
sorunu uluslar arası bir boyuta taşınmıştır.
Böylece, Türkiye’yi bölmek isteyen yabancı
güçler, Türk-Ermeni ilişkilerine müdahale etmeye
başlamışlardır. İngiltere ve Rusya tarafından tarih
sahnesine sunulan Ermeni Sorunu, aslında emperyalizmin
Osmanlı devletini yıkma ve paylaşma politikasının
bir uzantısıdır. Sözde Ermeni soykırımı iddiaları
ve yalanları da işte bu politikanın propaganda
ürünüdür!.. İsyanlar Komitelerin yanı sıra, Ingiltere, Fransa, Rusya ve Balkanlarda birçok cemiyet daha kurulmuş ve bunların yegane gayeleri Doğu Anadolu'da bir Ermenistan devleti kurmak olmuştur. Hareket sahaları ise başşehir Istanbul ve Anadolu olmuştur. Bu gayeye ulaşmak için yine hepsinin uyguladıkları politika da, dini duyguları istismar etmek ve her türlü vasıtaya başvurmak suretiyle her kesim Ermeniler arasında milliyetçilik hislerini yaymak, Ermenileri silahlandırmak, Osmanlı Devleti'nin her yerinde isyanlar, ihtilaller çıkarmak, çeteler vasıtasıyla gerilla harbi başlatmak ve batılı devletlerin müdahalesini sağlayarak amaca ulaşmaktır. Bu politikaya karşı Osmanlı Devleti'nin uyguladığı siyaset ise, olayları yakından takip ederek hem Müslüman, hem de Müslüman olmayan tebaasına zarar verilmesini önlemek, isyanları bastırmak, suçluları cezalandırmak, Batılıların tahrikleri sonucu, olayların faillerinin Ermeniler olmasına rağmen, her iki tarafın da yaptıkları propagandalara cevap vermek ve Avrupa'nın diplomatik müdahalelerini önlemeye çalışacak tedbirler almak olmuştur. Diğer bir ifadeyle, % 8O'ini Müslümanların teşkil ettiği ülkesinde bir azınlığın çıkardığı hadiselerde kendisini haklı çıkarmaya çalışmaktadır. Avrupa'nın onu haksız göstermeye üstün gayret sarf ettiği bu ortamda % 100 bir muvaffakiyet elbette beklenmezdi. Ancak şu bir gerçek ki, "Sadık tebaa" olarak gördüğü Ermenileri "meşkuk tebaa" olarak görmeye başlamasına rağmen, isyanlar, savaşlar sırasında bile altı yüz yıldır hiçbir ülkede görülmeyen adil ve toleranslı tutumundan bir şey kaybetmemiştir. Zaten bu örnek davranışı da bazılarına göre altı yüz yıllık uzun bir hakimiyet sağlamasını temin ederken, bazılarına göre de onun sonunu getiren bir unsur olmuştur. Şurası da bir gerçektir ki, Osmanlı Devleti icraatını hep tescil ettirme, vesikalandırma yoluna giden ve bunların günümüze kadar muhafaza edilmesini sağlayan ve 100 milyonlara varan arşivleriyle dünyanın en büyük hukuk devletlerinden biridir. Bu arşivlerin içinde Ermeni hadiseleri, isyanları da önemli bir yer tutmaktadır. Bunlar bugün Başbakanlık Arşivleri, Dışişleri Bakanlığı'nın yine 1987'de devrettiği 1914 öncesi Hazine-i Evrak isimli belgeleri, Genelkurmay Başkanlığı Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Arşivleri, Tapu - Kadastro Genel Müdürlüğü'ndeki Tahrir Defterleri, Istanbul Müftülüğündeki ve bazı Müze ve Kütüphanelerdeki Şer'iyye Sicilleri, Bakanlıklar ve Vakıflar Genel Müdürlüğündeki, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki ve bazı üniversite, kütüphane ve özel ellerdeki ve yurtdışındaki Türk temsilciliklerindeki Arşivlerde bulunmaktadır. Yurtdışında da konuyla ilgili birçok yabancı arşiv ve neşriyat vardır. Ermeni olayları, isyanları hakkında bu Arşivlerden birçok yerli ve yabancı araştırmacı faydalanmış ve konuyu çeşitli yönleriyle incelemişlerdir. Bu Arşivlerin bir kısmı da doğrudan doğruya Arşiv belgeleri olarak araştırmacılara sunulmaktadır. Başbakanlık Arşiv Genel Müdürlüğünün, Genelkurmay ATASE Arşivlerinin yayınlanmış ve yayınlanmakta olan Arşiv belgelerinin yanı sıra, yine Başbakanlık Arşivlerinin doğrudan Ermenilerle ilgili 1860 - 1919 yıllarını kapsayan 15 ciltlik yayın faaliyeti Tarihi Araştırmalar ve Dokümantasyon Merkezleri Kurma ve Geliştirme Vakfı tarafından gerçekleştirilmekte ve birinci Sasun isyanları veya diğer adıyla Talori olaylarının 1894 tarihli belgelerini ihtiva eden 1. cildini belgeler, transkripsiyonları ve Ingilizceleriyle birlikte yerli ve yabancı kamuoyuna sunmuş bulunmaktadır. Yine Başbakanlık Arşivindeki Ermenilerle ilgili Katalog çalışması da kısmen bitirilmiştir. Ermeni Patriğinin Berlin Kongresi arifesinde Ingiliz Sefiri ile yaptığı konuşmada "Avrupa devletlerinin ilgisini çekmek için isyan etmek zaruri ise, bunun zor olmayacağını" itiraf ettiğini yukarıda belirtmiştik. 1880'den sonra da. hazırlıkları daha önceden bitirildiği için, bu zor olmayan isyanlar başlamış ve 1. Dünya Savaşı ve Milli Mücadele sonlarına kadar devam etmiştir. 1880'den itibaren Istanbul ve Anadolu'nun her şehrinde hemen her yıl ve her köy ve kasabasında hemen her gün bir isyan çıkmış ve binlerce Müslüman ve Ermeni'nin öldürülmesiyle sonuçlanmıştır. Burada 1914 öncesindeki önemli Ermeni isyanlarının sadece kronolojik bir envanterini vermekle yetinip komitelerin bunlardaki rolleriyle ilgili birkaç mülahazayı gözden geçireceğiz. Önemli Ermeni Isyanları : Anavatan Müdafileri olayı .....................: 8
Aralık 1882 Tarihlerinden de anlaşılacağı üzere, bütün bu isyanlar, komitelerin faaliyete geçmesinden sonra süratle artmıştır. Daha sonra kurulacak olan Ermenistan Cumhuriyeti Başbakanı Hovhannes Katchaznuni'nin de "...komiteler, çetelerin teşekküllünü sağlamıştır ve Türkiye'ye karşı giriştikleri harekata aktif bir şekilde katılmışlardır... Gerçeği, muhakeme gücünü yitirmiş ve hayallerimize kendimizi kaptırmıştık..." şeklinde itiraf ettiği üzere komiteler iyilikle veya kötülükle herkesi isyana sürüklemiş ve sonunda birçok kimsenin kanına girmişlerdir. New York Herald Muhabiri Sidney Vitman'ın konu üzerindeki şu sözleri de Ermeni Başbakanı'nın görüşünü teyit etmektedir: "Erzurum'daki Ingiliz konsolosu M.Graves'e şunu sordum: -Eğer bu memleket (Osmanlı Devleti)'e hiçbir Ermeni komitesi gelmemiş olsa ve Ermenileri isyana kışkırtmamış olsaydılar, bu çarpışmalar olur muydu? - Tabii hayır, sanmam ki bir tek Ermeni öldürülmüş olsun..." "Bir Yahudi de bana Trabzon'da eğer bu hareketlerin birisi Rusya'da olsaydı, bir tek Ermeni sağ bırakılmayacağını ifade etmiştir." Halbuki Sultan Abdülhamid, defalarca isyancıları affetmiş, uzlaşma teklif etmiş ve onlara gerçeği göstermeye çalışmıştır. 21 Temmuz 1905 yılında Ermenilerin Bulgaristan ve Yunanistan'dan bazı Yahudi ve yabancıların da yardımlarıyla getirdikleri ve Cuma selamlığı sırasında patlatarak birçok kişinin ölümüne sebep oldukları zaman halkı teskin etmiş ve "Kendimce en büyük emel ahalinin rahat ve mesut olmasıdır. Bu uğurda gece gündüz nasıl çalışıldığı ve gayret gösterildiği malumdur. Gayret ve hüsnüniyetin min tarafillah mükafatı şu hadiseden (suikastten) hıfz-ı Hüda ile emin olmaklığımdır. Onun için Cenab-ı Hakk'a şükür ve hamd ederim. Müteessir olduğum bir şey varsa, asker evlatlarımdan ve ahaliden bazılarının telef ve mecruh olmasıdır. Buna ilelebet teessüf ederim" demiştir. Yirmi altı Müslüman'ın öldüğü, elli sekiz kişinin yaralandığı ve birçok hasarın meydana geldiği olayda suçlular yakalanmış, suçlarını itiraf etmişler ve biri idam olmak üzere çeşitli cezalara çarptırılmışlarken sonradan bunların hepsi de Sultan Abdülhamid tarafından affedilmişlerdir. Hatta idama mahkum edilmiş olan Belçika asıllı meşhur anarşist Edward Jorris de aff-ı şahaneye nail olmuş, pişman olduğu görülünce, şerri hayra tebdil edilerek, bizzat Abdülhamid tarafından Yıldız Istihbarat memuru olarak Avrupa'da görevlendirilmiş ve topluma kazandırılmıştır. Aynı olay Avrupa'da cereyan etseydi elbette affedilmezdi. Nitekim Pierre Loti de bunu hayretle takdir etmiştir: "Öyle ya, dünyada hangi millet böyle bir suikasta örnek olacak bir cezayla karşılık verebilirdi?" Böyle bir hadise olmadan bile Rusya'da Ermenilere nasıl üçüncü sınıf insan muamelesi yapıldığını da aynı eserinde şöyle dile getirmiştir: "...Rusya'da Ermeniler askere alınırlar ve memleketlerinden çok uzaklarda hizmet görürler. Mektupları sansüre tabidir. Türkiye'de ise mutlu, rahat bir hayat sürerler, servet yaparlar, askerlik yapmazlar. Okulları serbesttir. Milli tarihlerini okuturlar, gençlere Türk düşmanlığını aşılarlar. ... Türkiye'de her yerde misyonerler var, bunlar da
bilmeyerek Ermenileri kandırıyorlar. Konsolosların
tercümanları tamamen Ermeniydi. Bunlar ne söylerler,
ne gösterirlerse, konsoloslar da sefirlerine aynen
yazarlardı. Bu konsoloslar acaba Rusya'da, Almanya'da
olsalardı, sefaretlerine böyle şeyler yazabilirler
miydi? Sebebi bir Islam memleketinde Hıristiyan
konsolosu olmalarıdır. Ermeni komitecileri sakin
insanları çiftçi, esnaf ve hamalları ayaklandırıp
Türklerin dine, Hıristiyanlığa saldırdıklarını
ileri sürüyorlar. Halbuki Trabzon'dan Erzurum'a kadar
yollar, kasabalar, manastırlarla kiliselerle doludur.
Ermeni okulları, kiliseleri, Rusya'dakilerden bin kat
daha serbesttirler." Tehcir TerimiArapça asıllı olan kelime “hecera’ fiilinden türeyen rubai (dört harfli) bir mastar - isimdir. Bir yerden başka bir yere göç ettirmek, hicret ettirmek (immigration, emigration) manasını taşır. Fiilde bir sürgün bir “deportation” manası yoktur. Zira bu mana, Arapça’da “nefy, ib’ad, ittikal, i’sikar” gibi mastarlarla ifade edilmiştir. Zaten tehcir diye meşhur olan kanunun adı da aslında “sevk ve iskan” kanununudur. Olayın anlatımında sık sık “tenkil” (nakletme) tabiri de kullanılmış ve hiçbir zaman Batı dillerinde sürgün anlamındaki “deportation, exil, banissement, proscription” gibi terimlerin karşılığı olan sonuncu Arapça tabirler kullanılmamıştır. Buna rağmen bilmeyerek veya çoğu kez olay dramatize edilmek amacıyla Ermeniler ve bazı Batılı yazarlar tarafından sürgün manasına gelen sonuncu terimler seçilmiştir, Bu ise, tarihi açıdan olduğu kadar filolojik açıdan da bir hatadır. Batı
dillerindeki sonuncu terimlere Türk tarihinden bir
örnek vermek gerekirse, İtilaf Devletleri tarafından
Malta’ya sürülüp mecburi ikamete tabi tutulan
hatta harp esirleri gibi muamele edilen birçok Osmanlı
idarecisinin durumunu zikredebiliriz. Halbuki
Ermenilerin bu manada kendilerine hakim olan Türkler
dışındaki devletler tarafından sürüldüklerine,
haklarının ellerinden alındığına hatta
katledildiklerine dair pek çok örnek mevcuttur. TEHCİR(Sevk ve İskan,Tenkil) OLAYI
1878’den itibaren hem Batılı Devletlerin, hem de içeride ve dışarıdaki Ermenilerin yoğun faaliyetleriyle ortaya atılan “Islahat Meselesi”, 1915 Mayısından itibaren günümüze kadar yerini yeni bir formüle bırakmıştır: “Ermeni Katliamı”. Birincisiyle “hakları ellerinden alınan, zulmedilen, hor görülen, öldürülen Ermeni” imajı Ermeni ve Batı literatürüne mal edilmek istenirken, ikincisiyle de “sürülen, toplu olarak katledilen Ermeni” tablosu özellikle Batı kamuoyuna benimsetilmeye çalışılmaktadır. Bu iki efsanenin zihinlerde yer etmesi için bir taraftan Ermeniler, diğer taraftan da Anadolu üzerinde emelleri olanlar, ellerine geçen her fırsatta insanüstü gayretler sarf etmişlerdir. Olaylar çarpıtılarak, abartılarak ve çoğu defa da tersine çevrilerek kullanılmaya çalışılmıştır. Böylece sözde “mezalim” olayları gibi “katliam” olayları da bir çığ gibi büyütülerek günümüze kadar taşınmıştır. İlmi açıdan, hakkaniyet ve gerçeklilik yönlerinden olaylar incelendiğinde ilk bakışta fark edilen şudur ki, bazı münferit hadiseler bir tarafa bırakılacak olursa, ne Osmanlı Devleti, ne de milleti tarafından hiçbir devirde Ermeniler Türkler tarafından soykırıma tabi tutulmadıkları gibi, hakikatte bu iddia ile katledilenler, yerlerinden, yurtlarından edilenler, bebeğinden, yaşlısına kadar kökü kazınmak istenenler hep Anadolu’daki veya Kafkaslardaki Müslümanlar olmuşlardır. Belgeler, bulgular ve neşredilenlere tarafsız olarak göz gezdirildiğinde hemen şu gerçek ortaya çıkıyor ki, maktuller, mazlumlar, hemen her defasında Türkler olmuştur. Eskiden yeniye doğru gelen Ermeni neşriyatına bakmak bile Ermeni propagandasının mesnetsizliğini, mübalağasını ispatlamaya kafidir. Savaş sırasında öldürüldüğü klasik Ermeni kaynaklarında 300,000 olarak ifade edilen Ermeni sayısı, bazı yeni kaynaklarda 5’le hatta son zamanlarda l0’la çarpılmak suretiyle 1.500.000 veya 3.000.000 olarak gösterilmeye çalışılmıştır. Bunlardan sadece birkaçını gözden geçirelim. Ermenilerin, Patrikhanenin veya konsolosluklardaki Ermeni tercümanların haberleriyle beslenen 5 Eylül 1915 tarihli New York Times’ta 1.500.000 Ermeni’nin açlıktan helak olduğu, yine aynı gazetenin 24 Eylül 1915 tarihli nüshasında 500.000 Ermeni’nin helak olduğu ve 7 Ekim 1915 tarihli nüshasında da 800.000 Ermeni’nin imha edildiği ifade edilmiştir. Yine aynı Ermeni kaynaklarından toplanan ve birbirini nakzeden bilgilerle dolu olarak 19l7’de Lavel’de İngilizce ve 70 yıl sonra da Paris’te Fransızca olarak bastırılan Mavi Kitap’ın 104. sayfasında öldürülen Ermenilerin sayısının 600.000 olduğu, 600.000 Ermeni’nin sağ olabileceği (1916’da) ve 600.000 Ermeni’nin de kendiliklerinden veya zorla İslamiyet’e ihtida ettikleri belirtilirken, 141. sayfasında tehcire tabi tutulan veya öldürülen Ermenilerin sayısının en azından 1.000.000 olduğu ifade edilmiştir. Aynı eserin 541 - 542. sayfalarında ise, 486.000’i Halep, Şam ve Deyr’ez – Zorda, 300.00’i Türkiye’nin diğer vilayetlerinde, 182.800’ü Rus Kafkasyasında 12. 100’ü Ruslar tarafından işgal edilmiş olan livalarda, 9.000’i İran’ın Salmas bölgesinde ve 150.000’i de İstanbul’da ve İzmir’de tehcir dışı kalanlar olmak üzere tehcire tabi tutulan Ermeni sayısının 1.150.000 civarında olduğu ve buna rağmen 450.000 ile 850.000 civarındaki Ermeni’nin de öldüğünü ileri sürülmüştür. Ermeni yazar Dr. Sarkissian ise, 1970 yılında ‘Türkiye’de Soykırım” adıyla yayınladığı makalesinde 1915 yılında 500.000 Ermeni’nin katledildiğini, geri kalanların da sistemli bir şekilde çöllere sürülerek açlığa ve ölüme terk edildiklerini ve böylece 2.000.000 civarındaki Ermeni’nin yok edildiğini öne sürmüştür. Bir hukuk Doktoru olan Baghdjian ise kendince benimsediği “hukuki bir sonuca” göre 1915 - 1916 yıllarında 1.500.000 Ermeni’nin sürüldüğünü, soyulduğunu ve 1.500.000 Ermeni’nin katledildiğini iddia etmiştir. Nüfus meselesi konunun en önemli
unsuru olduğu için bundan örnekler verdik. Osmanlı
Devletindeki Ermeni nüfusu üzerinde olduğu kadar,
göç ettirilenler veya katledildiği iddia edilenler
üzerinde verilen Ermeni kaynaklarındaki veya onları
politika icabı destekleyen veya destekler
görünenlerin kaynaklarında verilen sayılardaki bu
tutarsızlık, hadiselerin cereyanında da
görülmektedir. Bugün tarafsız olarak olayları
inceleyen kaynaklarda zikredilen ve yüz binlercesi
hala kullanılmamış olan Arşiv belgelerinin yanı
sıra başka müşahhas deliller, arkeolojik bulgular da
vardır. Bugün, Erzurum, Kars, Van, Bitlis,
Muş’tan, Adıyaman’a, Sivas’a, Kayseri’ye,
Ankara’ya kadar uzanan bölgelerde Ermeniler
tarafından katledilmiş Türklere ait 100’e yakın
toplu mezar mevcuttur. Bunlardan açılan ilk beşinde
binlerce ceset ve bulgu çıkmıştır. ŞEHİT DİPLOMATLARIMIZ
BUGÜN KÜ DURUM Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin dağılmasından sonra, 23 Eylül 1991'de bağımsızlığını ilan eden Ermenistan Cumhuriyeti, Türkiye'ye yönelik "sözde soykırım" iddialarını bir devlet politikası haline getirmiştir. Ermeniler, zulme ve haksızlığa uğramış bir toplum imajı yaratarak, basta ABD ve Fransa olmak üzere belli başlı devletleri ve uluslar arası kuruluşları, Ermeni davası lehine çekmeye çalışmaktadırlar.Soykırım iddialarının kabulü ve tesciline bağlı olarak, Türkiye'den yüklü bir tazminat almak ve son aşamada ise Türkiye sınırları içerisinde bulunduğunu iddia ettikleri sözde Ermeni topraklarının, "Batı Ermenistan' ın iadesini sağlayarak Büyük Ermenistan'ı kurmak yönünde bir siyaset izlemektedirler.Nitekim Ermenistan Parlamentosu'nca 23 Ağustos 1990'da kabul edilen bildiride; "Ermenistan Cumhuriyeti, Osmanlı Türkiyesi ve Batı Ermenistan'da gerçekleştirilen 1915 soykırımının uluslar arası kabul görmesi çabasını destekler" maddesine yer verilmiştir.
KAYNAKÇA1) Doç. Dr. Azmi SÜSLÜ, Ermeniler ve 1915 Tehcir Olayı, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörlüğü Yayın No: 5 2) Osman TURAN, Selçuklular Zamanında Türkiye Tarihi, İstanbul, 1984, 2. Baskı 3) Esat URAS, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, İstanbul, 1987, 2. Baskı 4) Kamuran GÜRÜN, Ermeni Dosyası, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara,1983 5) İbrahim KAFESOĞLU, “Asya Türk Devletleri” Türk Dünyası El Kitabı, Ankara, 1976 6) A. Zeki Velidi TOGAN, Bugünkü Türk İli Türkistan ve Yakın Tarihi, İstanbul, 1942 – 1947 7) Hakkı Dursun YILDIZ, “10. Yüzyılda Türk Ermeni Münasebetleri” Tarih Boyunca Türklerin Ermeni Toplumu İle İlişkileri Sempozyumu Kitabı, Erzurum Atatürk Üniversitesi, 1984 8) Urfalı Mateos Vekayi – namesi(952-1136) ve Papaz Grigor’un Zeyli(1136-1162),Terc. Hrant ANDREASYAN,notlar Edouard Dulaurier-M.Halil Yinanç, Ankara, 1962 9) Ali SEVİM, Genel Çizgileriyle Selçuklu – Ermeni İlişkileri, Ankara, 1983 10) Ermeni Komitelerinin Amal ve Harekat-ı İhtilaliyyesi, İlan-ı Meşrutiyetten Evvel ve Sonra, Matbaa-ı Amire, İstanbul, 1332(1916) 11) Van den Steen de Jehay, De la situation légale des sujets ottomans non – musulmans, Bruxelles, 1906 12) W.E.D. Allen, Caucasian Battlefields, Cambridge, 1953 13) G. Chailand, R. Hovannisian, L. Nolbandian, M. Vartanian, A. Andonian, K. Bardakcian, K. Baghdjian, P. Merdjimékian, G. Bahaban 14) U. Mateos, R. Çark, N. Gabriel Efendi, K. Pasdenmadjian... 15) Dickran Boyacıyan, armenia, New Jersey, 1972 16) Hrand Pasdermadjian, a.g.e. 17) C. Sartor, a.g.e.; 18) Malachia Ormanian, L’Eglise arménienne, son histoire, sa doctrine, son régime, sa discipline, sa liturgie, sa littérature, son présent, Antélias, 1954, 2e éd. 19) Genelkurmay Başkanlığı, Türk İstiklal Harbi, Doğu Cephesi, 1918 – 1921,Ankara, 3. Cilt 20) İhsan SAKARYA, Belgelerle Ermeni Sorunu, Ankara, 1984 21) Hagop Babiguian, La situation des Arméniens en Turquie, exposée par des documents, 1908 – 1912, Rapport, Constantinople, 1913 22) Enver BOLAYIR, Talat Paşa’nın Hatıraları, İstanbul, 1946 23) K. Küdülyan, Antranik Savaşları, Beyrut,1929, Ermenice 24) Genelkurmay ATASE Arşivi, nu. 1 / 2, der. 113, g.3 kis.521, dos. 2029, fih.2 ve nu. 1 / 131, dos. 149, g.4, kis.2287, der.12, fih.6. 25) Messoud Fany(Sabık Cebel-i Bereket -Osmaniye- Mutasarrıfı), La Nation Kurde et son évolution sociale, Paris, 1933 26) Genelkurmay Başkanlığı Askeri Tarih Bilgisi Dergisi, Aralık 1982, Sayı 81, belge no. 1817 27) Mikael Varandian, Tasnaksutyun Tarihi, Paris, 1932, Ermenice, cilt 1 28) Louise Nalbandian, . 29) Cumhurbaşkanlığı Arşivi,dol.6, kutu 65-1,dos.65-1,dos 65-1,fih 2/102,2-:75(Taşnak Teşkilatı) 30) Sidney Witman, Turkish Memories, London,1914 31) Pierre Loti, Les Massacres... 32) Yusuf Hikmet BAYUR, Türk İnkılabı Tarihi, Ankara,1983,2. Baskı,c.II, kıs III 33) Livre Bleu du gouvernement Britanniqque... 34) A.O.Sarkissian, “Genocide in Turkey”, History of the World War, Eylül 1970, c.3. numara 16, London 35) Kevork K. Baghdjian, La Confiscation... 36) Abdülhamid, Sultan, II., Siyasi Hatıralarım, İstanbul,1974(1. Baskı), 1975-1987(2. Ve 5. Baskılar) 37)
Ali Fuat Cebesoy, Milli Mücadele Hatıraları, Vatan
Neşriyat, İstanbul, 1953 38) Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, Gnkur. Basımevi, Ankara, Ocak 1997 Sayı:103 39) Atatürk Haftası Armağanı, Gnkur. ATASE Başkanlığı, 1982 40) Atatürk ile ilgili Arşiv Belgeleri 1911-1921, T.C. Başbakanlık Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı, Ankara 1982 41) Atatürk Özel Arşivinden Seçmeler IV. Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları. Ankara. 1996 42) Atatürk Özel Arşivinden Seçmeler, Hazırlayan: T.C. Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı, Kültür Bakanlığı Doğumunun 100. Yılında Atatürk Yayınları: 17, Ankara, 1981 43)
Atatürk'ün Bütün Eserleri (ATABE), c. 2, Kaynak
Yayınları, 1999 44)
Atatürk'ün Bütün Eserleri (ATABE), c. 4, Kaynak
Yayınları, 2000 45) Atatürk'ün Toplanmamış Telgrafları, Derleyen: Dr. Utkan Kocatürk, Edebiyat Yayınevi, Ankara, 1971 46) Atatürk'ün Anıları, Yay.Haz.İsmet Görgülü, Bilgi Yayın evi, 2. Basım, 1998 47) Atatürk'ün Milli Dış Politikası (Milli Mücadele Dönemine Ait 100 Belge) 1919-1923, c.1, c.2, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara. 1994 48) Atatürk'ün Samsun'a Çıkışı ve Kurtuluş Savaşı'nın Başlatılmasına Dair Belgeler, ATASE Yayınları, Ankara, 1999 49) Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, c.I, II, III, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 1997 50) Atatürk'ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri IV. Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara. 1991 51) Atatürk'ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri. Derleyen: Nimet Arslan. Cilt:IV. Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Yayını, Ankara. 1964 52) Atatürk'ün TBMM'ni Açış Konuşmaları, TBMM Yayını, Ankara-1987 53) Hakimiyeti Milliye, 4. sene, No: 788, 12 Nisan 1923'ten aktaran: Güner Zekai; Kabataş, Orhan; Milli Mücadele Dönemi Beyannameleri ve Basını, Atatürk Kültür Mrk. Yayını, Ankara-1990 54) Harp Tarihi Vesikaları Dergisi, E.U. Basımevi. Ankara. Eylül 1953. Sayı: 4 55) Harp Tarihi Vesikaları Dergisi, E.U. Basımevi. Ankara. Eylül 1953. Sayı: 5 56)
Harp Tarihi Vesikaları Dergisi, Gnkur. Basımevi,
Ankara, Haziran 1956, Sayı: 16 57) Heyet-i Temsiliye Tutanakları, Haz. Uluğ İğdemir, T.T.K. Yayını, Ankara, 1989 58) Kemal Atatürk, Nutuk, c.III. Vesikalar, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, İstanbul, 1961 59) Kemal Atatürk, Nutuk, Yay, Haz. Prof. Dr. Zeynep Korkmaz, Ata. Arş. Mrk, Ankara-2000 60) Mustafa Onar, Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı Yazışmaları I, II, T.C. Kültür Bakanlığı Atatürk Dizisi: 45, Ankara. 1995. 61) Prof. Dr. Bekir Sıtkı Baykal, Heyet-i Temsiliye Kararları, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2. Basım: 1989 62)
Raşit Metel; TBMM Gizli Oturumlarından Sorunlar ve
Görüşler (23 Nisan 1920-29 Ekim 1923) Mustafa Kemal
Atatürk, Belge Yayınları 1990 63) TBMM Gizli Celse Zabıtları, C.I, İş Bankası Yayını, 1985 64) Türk İstiklal Harbi, c.II, 2. Kısım, Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1964 65)
Türk İstiklal Harbi, III. Cilt Doğu Cephesi, Gnkur.
Basımevi, 1965 |
Abdullah
YILDIRIM