Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 

    SOYKIRIM NEDiR?

Yer değiştirme uygulaması Ermeni çevreleri ve hasım devletlerce "Ermeni katliamı ve soykırımı" olarak adlandırılmış ve Osmanlılara karşı büyük bir propaganda kampanyası başlatılmıştır.Oysa soykırım; “ırk, milliyet, etnik ve din farklılıkları nedeniyle insan gruplarının yok edilmesi”dir. Bu suç, direkt olarak bir hükümet tarafından veya onun rıza göstermesi ile işlenebilir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, dünyada soykırım suçunu önlemek ve cezalandırmak için 1948'de "Soykırım Sözleşmesi”ni kabul etmiş ve Türkiye de bu sözleşmeye 1950 yılında taraf olmuştur. 

Soykırım dendiği zaman Nazilerin, Yahudilere ve diğer etnik gruplara karşı giriştikleri kitlesel kıyım akla gelir. 1939-1945 yılları arasında 5-6 milyon Yahudi, 3 milyondan fazla Sovyet Savaş tutsağı, birer milyondan fazla Polonya ve Yugoslavya sivil halkı, 200.000 civarında Çingene ve 70.000 özürlü insanın canına kıyılmıştır. İşte soykırım budur. Bunlara ilave olarak, Birleşmiş Milletlerin önleyici yönde sözleşmesi olmasına rağmen, modern çağda da sayısız soykırım olayı görülmüştür.

 Örneğin, bizzat olayın kahramanı 2 emekli Fransız generalin Le Monde’da yayınlanan itiraflarına göre; Fransızlar 1954-1962 yılları arasında Cezayir’de en az 1 milyon Cezayirliyi katletmiş, 1965-1966 yıllarında Endonezya ordusu bir milyon komünisti ve ailelerini öldürmüş, 1975-1979 yılları arasında Kamboçya'da Kızıl Kmerler 1.7 milyon Kamboçyalıyı katletmiş, 1994'de Ruanda'da 500.000 Tutsi, Hutular tarafından öldürülmüş ve nihayet 1991'den sonra Bosna-Hersek ile Kosova'da binlerce Müslüman Sırp vahşetine maruz kalmıştır.

 Soykırım suçu, gerçek anlamda bu olaylarda işlenmiştir. Ermeni iddialarının ve yalanlarının aksine, 1915 yılında Doğu Anadolu bölgesindeki Ermenilerin daha güvenli topraklara göç ettirilmesi uygulaması, Ermenilerin ve cephelerin güvenliğini sağlamaya yönelik bir harekettir ve soykırımla hiç bir ilgisi yoktur. Ermenilerin Doğu Anadolu'da Savaş ve göç sırasında kayıplar verdikleri doğrudur. Ancak bu kayıplar, Doğu Anadolu'da yaşanan Savaş ve isyanlar nedeniyle asayişin sağlıklı olarak sağlanamaması, araç, yakıt, gıda, ilaç yetersizliği, ağır iklim koşulları ile tifüs gibi salgın hastalıklar nedeniyle meydana gelmiştir. Hiçbir şekilde kasıtlı ve planlı bir katliam söz konusu değildir.

 Aslında Ermeniler, geçmişte hakimiyeti altında yaşadıkları devletlere ihanetlerinden dolayı bir çok kez buna benzer göç hareketlerine tabi tutulmuşlardır. Sasaniler 379'larda 70.000 Ermeni’yi İran’a, Bizanslılar 1025'lerde Doğu Anadolu'daki 40.000 Ermeni'yi Sivas ve Kayseri'ye, Memluklar 1250'lerde 10.000 kadar Ermeni'yi Mısır’a, 1743'de İranlılar 24.000 Ermeni'yi İran içlerine ve 1777'de Kırım’ı işgal eden Ruslar bölgedeki binlerce Ermeni'yi steplere sürmüştür.

 Tarih boyunca sayısız göç ve sürgün olayına maruz kalan Ermeniler, bunların hiç birini gündeme getirmeden, sadece 1915'te Osmanlı devleti tarafından son derece haklı gerekçelerle yer değiştirmeye tabi tutulmalarını sözde soykırım adı ile sorun haline getirmeye çalışmaktadırlar. Bu tavır, maksatlı ve Türkiye'nin bütünlüğünü bozmaya yönelik politikaların bir ürünüdür. Bazı ülkelerin, Afrika ve Balkanlarda yaşanmakta olan gerçek anlamdaki soykırım hareketlerine seyirci kalarak, sözde Ermeni soykırımı iddialarına ve yalanlarına destek vermeleri de bunun en açık göstergesidir.

 

 

SORUNUN ORTAYA ÇIKIŞI

 

   Osmanlı devleti zayıflamaya başlayıp, misyoner okulları kurulup, hemen her konuda Avrupa’nın müdahalesine maruz kalınca, Türk-Ermeni ilişkilerinde de bir bozulma devri başlamıştır. Bazı devletler, Osmanlı devletini bölerek bölgesel çıkarlarına ulaşabilmek için, Ermenileri Türk toplumundan koparmayı hedeflemişlerdir. Özellikle Avrupa’nın bazı büyük devletleri "ıslahat" adı altında bir yandan Osmanlı devletinin iç işlerine karışırken, bir yandan da Ermenileri Osmanlı yönetimine karşı teşkilatlandırmışlardır. Böylece ülke içinde ve dışında teşkilatlanan ve silahlanan Ermeni komiteleri ile Ermeni kiliselerinin kışkırtıcı faaliyetleri sonucunda, Ermeni toplumu yavaş yavaş Türklerden uzaklaşmaya başlamıştır. Türklerin iyi tutumuna karşın, yabancı devletlerle işbirliğine girmek suretiyle Türklerle mücadeleye başlayan Ermeniler, Batının desteğini alabilmek için kendilerini "ezilen bir toplum" olarak göstermeye ve "Anadolu üzerindeki egemenlik haklarını Türklerin gasp ettiği" iddiasını dile getirmeye başlamışlardır. Islahat Fermanı ile Müslümanlar ve gayr-i Müslimler hukuk önünde eşit statüye getirilince ayrıcalıklarını kaybeden Ermeniler, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Rusya'dan, "işgal ettiği Doğu Anadolu topraklarından çekilmemesini, bölgeye özerklik verilmesini veya Ermeniler lehine ıslahat yapılmasını" istemişlerdir. Ermenilerin bu talebi, Rusya tarafından kısmen kabullenilmiş, Osmanlı-Rus Savaşı’nın ardından imzalanan Yeşilköy, eski adıyla Ayastefanos Anlaşması ve daha sonraki Berlin Anlaşmasıyla Ermeni sorunu uluslar arası bir boyuta taşınmıştır. Böylece, Türkiye’yi bölmek isteyen yabancı güçler, Türk-Ermeni ilişkilerine müdahale etmeye başlamışlardır. İngiltere ve Rusya tarafından tarih sahnesine sunulan Ermeni Sorunu, aslında emperyalizmin Osmanlı devletini yıkma ve paylaşma politikasının bir uzantısıdır. Sözde Ermeni soykırımı iddiaları ve yalanları da işte bu politikanın propaganda ürünüdür!..

 

İsyanlar

   Komitelerin yanı sıra, Ingiltere, Fransa, Rusya ve Balkanlarda birçok cemiyet daha kurulmuş ve bunların yegane gayeleri Doğu Anadolu'da bir Ermenistan devleti kurmak olmuştur. Hareket sahaları ise başşehir Istanbul ve Anadolu olmuştur. Bu gayeye ulaşmak için yine hepsinin uyguladıkları politika da, dini duyguları istismar etmek ve her türlü vasıtaya başvurmak suretiyle her kesim Ermeniler arasında milliyetçilik hislerini yaymak, Ermenileri silahlandırmak, Osmanlı Devleti'nin her yerinde isyanlar, ihtilaller çıkarmak, çeteler vasıtasıyla gerilla harbi başlatmak ve batılı devletlerin müdahalesini sağlayarak amaca ulaşmaktır.

Bu politikaya karşı Osmanlı Devleti'nin uyguladığı siyaset ise, olayları yakından takip ederek hem Müslüman, hem de Müslüman olmayan tebaasına zarar verilmesini önlemek, isyanları bastırmak, suçluları cezalandırmak, Batılıların tahrikleri sonucu, olayların faillerinin Ermeniler olmasına rağmen, her iki tarafın da yaptıkları propagandalara cevap vermek ve Avrupa'nın diplomatik müdahalelerini önlemeye çalışacak tedbirler almak olmuştur. Diğer bir ifadeyle, % 8O'ini Müslümanların teşkil ettiği ülkesinde bir azınlığın çıkardığı hadiselerde kendisini haklı çıkarmaya çalışmaktadır.

Avrupa'nın onu haksız göstermeye üstün gayret sarf ettiği bu ortamda % 100 bir muvaffakiyet elbette beklenmezdi. Ancak şu bir gerçek ki, "Sadık tebaa" olarak gördüğü Ermenileri "meşkuk tebaa" olarak görmeye başlamasına rağmen, isyanlar, savaşlar sırasında bile altı yüz yıldır hiçbir ülkede görülmeyen adil ve toleranslı tutumundan bir şey kaybetmemiştir. Zaten bu örnek davranışı da bazılarına göre altı yüz yıllık uzun bir hakimiyet sağlamasını temin ederken, bazılarına göre de onun sonunu getiren bir unsur olmuştur.

Şurası da bir gerçektir ki, Osmanlı Devleti icraatını hep tescil ettirme, vesikalandırma yoluna giden ve bunların günümüze kadar muhafaza edilmesini sağlayan ve 100 milyonlara varan arşivleriyle dünyanın en büyük hukuk devletlerinden biridir.

Bu arşivlerin içinde Ermeni hadiseleri, isyanları da önemli bir yer tutmaktadır. Bunlar bugün Başbakanlık Arşivleri, Dışişleri Bakanlığı'nın yine 1987'de devrettiği 1914 öncesi Hazine-i Evrak isimli belgeleri, Genelkurmay Başkanlığı Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Arşivleri, Tapu - Kadastro Genel Müdürlüğü'ndeki Tahrir Defterleri, Istanbul Müftülüğündeki ve bazı Müze ve Kütüphanelerdeki Şer'iyye Sicilleri, Bakanlıklar ve Vakıflar Genel Müdürlüğündeki, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki ve bazı üniversite, kütüphane ve özel ellerdeki ve yurtdışındaki Türk temsilciliklerindeki Arşivlerde bulunmaktadır. Yurtdışında da konuyla ilgili birçok yabancı arşiv ve neşriyat vardır.

Ermeni olayları, isyanları hakkında bu Arşivlerden birçok yerli ve yabancı araştırmacı faydalanmış ve konuyu çeşitli yönleriyle incelemişlerdir. Bu Arşivlerin bir kısmı da doğrudan doğruya Arşiv belgeleri olarak araştırmacılara sunulmaktadır. Başbakanlık Arşiv Genel Müdürlüğünün, Genelkurmay ATASE Arşivlerinin yayınlanmış ve yayınlanmakta olan Arşiv belgelerinin yanı sıra, yine Başbakanlık Arşivlerinin doğrudan Ermenilerle ilgili 1860 - 1919 yıllarını kapsayan 15 ciltlik yayın faaliyeti Tarihi Araştırmalar ve Dokümantasyon Merkezleri Kurma ve Geliştirme Vakfı tarafından gerçekleştirilmekte ve birinci Sasun isyanları veya diğer adıyla Talori olaylarının 1894 tarihli belgelerini ihtiva eden 1. cildini belgeler, transkripsiyonları ve Ingilizceleriyle birlikte yerli ve yabancı kamuoyuna sunmuş bulunmaktadır. Yine Başbakanlık Arşivindeki Ermenilerle ilgili Katalog çalışması da kısmen bitirilmiştir.

Ermeni Patriğinin Berlin Kongresi arifesinde Ingiliz Sefiri ile yaptığı konuşmada "Avrupa devletlerinin ilgisini çekmek için isyan etmek zaruri ise, bunun zor olmayacağını" itiraf ettiğini yukarıda belirtmiştik. 1880'den sonra da. hazırlıkları daha önceden bitirildiği için, bu zor olmayan isyanlar başlamış ve 1. Dünya Savaşı ve Milli Mücadele sonlarına kadar devam etmiştir. 1880'den itibaren Istanbul ve Anadolu'nun her şehrinde hemen her yıl ve her köy ve kasabasında hemen her gün bir isyan çıkmış ve binlerce Müslüman ve Ermeni'nin öldürülmesiyle sonuçlanmıştır. Burada 1914 öncesindeki önemli Ermeni isyanlarının sadece kronolojik bir envanterini vermekle yetinip komitelerin bunlardaki rolleriyle ilgili birkaç mülahazayı gözden geçireceğiz.

Önemli Ermeni Isyanları :

Anavatan Müdafileri olayı .....................: 8 Aralık 1882
Armenakan çeteleriyle müsademe .....: Mayıs 1889
Musa Bey olayı ................................. ....: Ağustos 1889
Erzurum isyanı .......................................: 20 Haziran 1890
Kumkapı nümayişi .................................: 15 Temmuz 1890
Merzifon, Kayseri, Yozgat olayları ........: 1892 - 1893
Birinci Sasun isyanı ...............................: Ağustos 1894
Zeytun (Süleymanlı) isyanı .....................: 16 Eylül 1895
Divriği (Sivas) isyanı ..............................: 29 Eylül 1895
Babıali olayı ............................................: 30 Eylül 1895
Trabzon isyanı ........................................: 2 Ekim 1895
Eğin (Ma'muratü'l Aziz) isyanı ...............: 6 Ekim 1895
Develi (Kayseri) isyanı ..........................: 7 Ekim 1895
Akhisar (Izmit) isyanı ..............................: 9 Ekim 1895
Erzincan (Erzurum) isyanı ......................: 21 Ekim 1895
Gümüşhane (Trabzon) isyanı ................: 25 Ekim 1895
Bitlis isyanı ..............................................: 25 Ekim 1895
Bayburt (Erzurum) isyanı .......................: 26 Ekim 1895
Maraş (Halep) isyanı .............................: 27 Ekim 1895
Urfa (Halep) isyanı .................................: 29 Ekim 1895
Erzurum isyanı ........................................: 30 Ekim 1895
Diyarbakır isyanı ....................................: 2 Kasım 1895
Siverek (Diyarbakır) isyanı ...................: 2 Kasım 1895
Malatya (Ma'müratü'l Aziz) isyanı .........: 4 Kasım 1895
Harput (Ma'müratü'l Aziz) isyanı ...........: 7 Kasım 1895
Arapkir (Ma'müratü'l Aziz) isyanı ..........: 9 Kasım 1895
Sivas isyanı ............................................: 15 Kasım1895
Merzifon (Sivas) isyanı ..........................: 15 Kasım 1895
Maraş (Halep) isyanı .............................: 18 Kasım 1895
Muş (Bitlis) isyanı ..................................: 22 Kasım 1895
Kayseri (Ankara) isyanı ........................: 3 Aralık 1895
Yozgat (Ankara) isyanı ..........................: 3 Aralık 1895
Zeytun isyanı ..........................................: 1895 - 1896
Birinci Van Isyanı ...................................: 2 Haziran 1986
Osmanlı Bankası baskını ......................: 14 Ağustos 1896
Ikinci Sasun Isyanı .................................: Temmuz 1897
Sultan Abdülhamid'e suikast ................: 21 Temmuz 1905
Adana isyanı ..........................................: 14 Nisan 1909

Tarihlerinden de anlaşılacağı üzere, bütün bu isyanlar, komitelerin faaliyete geçmesinden sonra süratle artmıştır. Daha sonra kurulacak olan Ermenistan Cumhuriyeti Başbakanı Hovhannes Katchaznuni'nin de "...komiteler, çetelerin teşekküllünü sağlamıştır ve Türkiye'ye karşı giriştikleri harekata aktif bir şekilde katılmışlardır... Gerçeği, muhakeme gücünü yitirmiş ve hayallerimize kendimizi kaptırmıştık..." şeklinde itiraf ettiği üzere komiteler iyilikle veya kötülükle herkesi isyana sürüklemiş ve sonunda birçok kimsenin kanına girmişlerdir.

New York Herald Muhabiri Sidney Vitman'ın konu üzerindeki şu sözleri de Ermeni Başbakanı'nın görüşünü teyit etmektedir:

"Erzurum'daki Ingiliz konsolosu M.Graves'e şunu sordum:

-Eğer bu memleket (Osmanlı Devleti)'e hiçbir Ermeni komitesi gelmemiş olsa ve Ermenileri isyana kışkırtmamış olsaydılar, bu çarpışmalar olur muydu? - Tabii hayır, sanmam ki bir tek Ermeni öldürülmüş olsun..."

"Bir Yahudi de bana Trabzon'da eğer bu hareketlerin birisi Rusya'da olsaydı, bir tek Ermeni sağ bırakılmayacağını ifade etmiştir."

Halbuki Sultan Abdülhamid, defalarca isyancıları affetmiş, uzlaşma teklif etmiş ve onlara gerçeği göstermeye çalışmıştır. 21 Temmuz 1905 yılında Ermenilerin Bulgaristan ve Yunanistan'dan bazı Yahudi ve yabancıların da yardımlarıyla getirdikleri ve Cuma selamlığı sırasında patlatarak birçok kişinin ölümüne sebep oldukları zaman halkı teskin etmiş ve "Kendimce en büyük emel ahalinin rahat ve mesut olmasıdır. Bu uğurda gece gündüz nasıl çalışıldığı ve gayret gösterildiği malumdur. Gayret ve hüsnüniyetin min tarafillah mükafatı şu hadiseden (suikastten) hıfz-ı Hüda ile emin olmaklığımdır. Onun için Cenab-ı Hakk'a şükür ve hamd ederim. Müteessir olduğum bir şey varsa, asker evlatlarımdan ve ahaliden bazılarının telef ve mecruh olmasıdır. Buna ilelebet teessüf ederim" demiştir.

Yirmi altı Müslüman'ın öldüğü, elli sekiz kişinin yaralandığı ve birçok hasarın meydana geldiği olayda suçlular yakalanmış, suçlarını itiraf etmişler ve biri idam olmak üzere çeşitli cezalara çarptırılmışlarken sonradan bunların hepsi de Sultan Abdülhamid tarafından affedilmişlerdir. Hatta idama mahkum edilmiş olan Belçika asıllı meşhur anarşist Edward Jorris de aff-ı şahaneye nail olmuş, pişman olduğu görülünce, şerri hayra tebdil edilerek, bizzat Abdülhamid tarafından Yıldız Istihbarat memuru olarak Avrupa'da görevlendirilmiş ve topluma kazandırılmıştır.

Aynı olay Avrupa'da cereyan etseydi elbette affedilmezdi. Nitekim Pierre Loti de bunu hayretle takdir etmiştir:

"Öyle ya, dünyada hangi millet böyle bir suikasta örnek olacak bir cezayla karşılık verebilirdi?"

Böyle bir hadise olmadan bile Rusya'da Ermenilere nasıl üçüncü sınıf insan muamelesi yapıldığını da aynı eserinde şöyle dile getirmiştir:

"...Rusya'da Ermeniler askere alınırlar ve memleketlerinden çok uzaklarda hizmet görürler. Mektupları sansüre tabidir. Türkiye'de ise mutlu, rahat bir hayat sürerler, servet yaparlar, askerlik yapmazlar. Okulları serbesttir. Milli tarihlerini okuturlar, gençlere Türk düşmanlığını aşılarlar.

... Türkiye'de her yerde misyonerler var, bunlar da bilmeyerek Ermenileri kandırıyorlar. Konsolosların tercümanları tamamen Ermeniydi. Bunlar ne söylerler, ne gösterirlerse, konsoloslar da sefirlerine aynen yazarlardı. Bu konsoloslar acaba Rusya'da, Almanya'da olsalardı, sefaretlerine böyle şeyler yazabilirler miydi? Sebebi bir Islam memleketinde Hıristiyan konsolosu olmalarıdır. Ermeni komitecileri sakin insanları çiftçi, esnaf ve hamalları ayaklandırıp Türklerin dine, Hıristiyanlığa saldırdıklarını ileri sürüyorlar. Halbuki Trabzon'dan Erzurum'a kadar yollar, kasabalar, manastırlarla kiliselerle doludur. Ermeni okulları, kiliseleri, Rusya'dakilerden bin kat daha serbesttirler."

Tehcir Terimi 

   Arapça asıllı olan kelime “hecera’ fiilinden türeyen rubai (dört harfli) bir mastar - isimdir. Bir yerden başka bir yere göç ettirmek, hicret ettirmek (immigration, emigration) manasını taşır. Fiilde bir sürgün bir “deportation” manası yoktur. Zira bu mana, Arapça’da “nefy, ib’ad, ittikal, i’sikar” gibi mastarlarla ifade edilmiştir. Zaten tehcir diye meşhur olan kanunun adı da aslında “sevk ve iskan” kanununudur. Olayın anlatımında sık sık “tenkil” (nakletme) tabiri de kullanılmış ve hiçbir zaman Batı dillerinde sürgün anlamındaki “deportation, exil, banissement, proscription” gibi terimlerin karşılığı olan sonuncu Arapça tabirler kullanılmamıştır. Buna rağmen bilmeyerek veya çoğu kez olay dramatize edilmek amacıyla Ermeniler ve bazı Batılı yazarlar tarafından sürgün manasına gelen sonuncu terimler seçilmiştir, Bu ise, tarihi açıdan olduğu kadar filolojik açıdan da bir hata­dır. 

Batı dillerindeki sonuncu terimlere Türk tarihinden bir örnek vermek gerekirse, İtilaf Devletleri tarafından Malta’ya sürülüp mecburi ikamete ta­bi tutulan hatta harp esirleri gibi muamele edilen birçok Osmanlı idarecisi­nin durumunu zikredebiliriz. Halbuki Ermenilerin bu manada kendilerine hakim olan Türkler dışındaki devletler tarafından sürüldüklerine, hakları­nın ellerinden alındığına hatta katledildiklerine dair pek çok örnek mevcuttur.

 

TEHCİR(Sevk ve İskan,Tenkil) OLAYI

     1878’den itibaren hem Batılı Devletlerin, hem de içeride ve dışarıdaki Ermenilerin yoğun faaliyetleriyle ortaya atılan “Islahat Meselesi”, 1915 Ma­yısından itibaren günümüze kadar yerini yeni bir formüle bırakmıştır: “Er­meni Katliamı”. Birincisiyle “hakları ellerinden alınan, zulmedilen, hor görülen, öldürülen Ermeni” imajı Ermeni ve Batı literatürüne mal edilmek iste­nirken, ikincisiyle de “sürülen, toplu olarak katledilen Ermeni” tablosu özellikle Batı kamuoyuna benimsetilmeye çalışılmaktadır. 

Bu iki efsanenin zihinlerde yer etmesi için bir taraftan Ermeniler, diğer ­taraftan da Anadolu üzerinde emelleri olanlar, ellerine geçen her fırsatta insanüstü gayretler sarf etmişlerdir. Olaylar çarpıtılarak, abartılarak ve çoğu defa da tersine çevrilerek kullanılmaya çalışılmıştır. Böylece sözde “mezalim” olayları gibi “katliam” olayları da bir çığ gibi büyütülerek günü­müze kadar taşınmıştır. 

İlmi açıdan, hakkaniyet ve gerçeklilik yönlerinden olaylar incelendiğin­de ilk bakışta fark edilen şudur ki, bazı münferit hadiseler bir tarafa bıra­kılacak olursa, ne Osmanlı Devleti, ne de milleti tarafından hiçbir devirde Ermeniler Türkler tarafından soykırıma tabi tutulmadıkları gibi, hakikatte bu iddia ile katledilenler, yerlerinden, yurtlarından edilenler, bebeğinden, yaşlısına kadar kökü kazınmak istenenler hep Anadolu’daki veya Kafkaslardaki Müslümanlar olmuşlardır. 

Belgeler, bulgular ve neşredilenlere tarafsız olarak göz gezdirildiğinde hemen şu gerçek ortaya çıkıyor ki, maktuller, mazlumlar, hemen her defa­sında Türkler olmuştur. Eskiden yeniye doğru gelen Ermeni neşriyatına bakmak bile Ermeni propagandasının mesnetsizliğini, mübalağasını ispat­lamaya kafidir. Savaş sırasında öldürüldüğü klasik Ermeni kaynaklarında 300,000 olarak ifade edilen Ermeni sayısı, bazı yeni kaynaklarda 5’le hatta son zamanlarda l0’la çarpılmak suretiyle 1.500.000 veya 3.000.000 olarak gösterilmeye çalışılmıştır. Bunlardan sadece birkaçını gözden geçirelim. 

Ermenilerin, Patrikhanenin veya konsolosluklardaki Ermeni tercümanların­ haberleriyle beslenen 5 Eylül 1915 tarihli New York Times’ta 1.500.000 Ermeni’nin açlıktan helak olduğu, yine aynı gazetenin 24 Eylül 1915 tarihli nüshasında 500.000 Ermeni’nin helak olduğu ve 7 Ekim 1915 tarihli nüshasında da 800.000 Ermeni’nin imha edildiği ifade edilmiştir. 

Yine aynı Ermeni kaynaklarından toplanan ve birbirini nakzeden bilgi­lerle dolu olarak 19l7’de Lavel’de İngilizce ve 70 yıl sonra da Paris’te Fran­sızca olarak bastırılan Mavi Kitap’ın 104. sayfasında öldürülen Ermeni­lerin sayısının 600.000 olduğu, 600.000 Ermeni’nin sağ olabileceği (1916’da) ve 600.000 Ermeni’nin de kendiliklerinden veya zorla İslamiyet’e ihtida ettikleri belirtilirken, 141. sayfasında tehcire tabi tutulan veya öldü­rülen Ermenilerin sayısının en azından 1.000.000 olduğu ifade edilmiştir. 

Aynı eserin 541 - 542. sayfalarında ise, 486.000’i Halep, Şam ve Deyr’ez – Zorda, 300.00’i Türkiye’nin diğer vilayetlerinde, 182.800’ü Rus Kafkasya­sında 12. 100’ü Ruslar tarafından işgal edilmiş olan livalarda, 9.000’i İran’ın Salmas bölgesinde ve 150.000’i de İstanbul’da ve İzmir’de tehcir dı­şı kalanlar olmak üzere tehcire tabi tutulan Ermeni sayısının 1.150.000 civarında olduğu ve buna rağmen 450.000 ile 850.000 civarındaki Ermeni­’nin de öldüğünü ileri sürülmüştür. 

Ermeni yazar Dr. Sarkissian ise, 1970 yılında ‘Türkiye’de Soykırım” adıyla yayınladığı makalesinde 1915 yılında 500.000 Ermeni’nin katledil­diğini, geri kalanların da sistemli bir şekilde çöllere sürülerek açlığa ve ölü­me terk edildiklerini ve böylece 2.000.000 civarındaki Ermeni’nin yok edildiği­ni öne sürmüştür. 

Bir hukuk Doktoru olan Baghdjian ise kendince benimsediği “hukuki bir sonuca” göre 1915 - 1916 yıllarında 1.500.000 Ermeni’nin sürüldüğü­nü, soyulduğunu ve 1.500.000 Ermeni’nin katledildiğini iddia etmiştir. 

Nüfus meselesi konunun en önemli unsuru olduğu için bundan ör­nekler verdik. Osmanlı Devletindeki Ermeni nüfusu üzerinde olduğu kadar, göç ettirilenler veya katledildiği iddia edilenler üzerinde verilen Ermeni kaynaklarındaki veya onları politika icabı destekleyen veya destekler görü­nenlerin kaynaklarında verilen sayılardaki bu tutarsızlık, hadiselerin cere­yanında da görülmektedir. Bugün tarafsız olarak olayları inceleyen kay­naklarda zikredilen ve yüz binlercesi hala kullanılmamış olan Arşiv belgele­rinin yanı sıra başka müşahhas deliller, arkeolojik bulgular da vardır. Bu­gün, Erzurum, Kars, Van, Bitlis, Muş’tan, Adıyaman’a, Sivas’a, Kayseri’ye, Ankara’ya kadar uzanan bölgelerde Ermeniler tarafından katledilmiş Türk­lere ait 100’e yakın toplu mezar mevcuttur. Bunlardan açılan ilk beşinde binlerce ceset ve bulgu çıkmıştır.

 

ŞEHİT DİPLOMATLARIMIZ

 

TARİH

YER ADI ve SOYADI
27.01.1973 Santa Barbara / Başkonsolos Mehmet BAYDAR
Konsolos Bahadır DEMİR
22.10.1975 Viyana / Wien / Büyükelçi Daniş TUNALIGİL
24.10.1975 Paris / Büyükelçi İsmail EREZ
Şoför / Driver                Talip YENER
16.02.1976 Beyrut / Başkatip Oktar CİRİT
09.06.1977 Vatican City / Büyükelçi Taha CARIM
02.06.1978 Madrid / Büyükelçi / Elçi Necla KUNERALP
Em.Büyükelçi / Retired Ambassador Beşir BALCIOĞLU
12.10.1979 Lahey / Büyükelçi Oğlu / Ambassador's Son Ahmet BENLER
22.12.1979 Paris / Turizm Müşaviri / Tourism Counsellor Yılmaz ÇOLPAN
31.07.1980 Atina / Athens İdari Ataşe Galip ÖZMEN
Athens / İdari Ataşe Kızı Neslihan ÖZMEN
17.12.1980 Sydney / Başkonsolos Şarık ARIYAK
Güvenlik Ataşesi Engin SEVER
04.03.1981 Paris / Çalışma Ataşesi Reşat MORALI
Din Görevlisi Tecelli ARI
09.06.1981 Cenevre/ Sözleşmeli Sek. M. Savaş YERGÜZ
24.09.1981 Paris/ Güvenlik Ataşesi Cemal ÖZEN
28.01.1982 Los Angeles / Başkonsolos Kemal ARIKAN
08.04.1982 Ottava / Ottawa / Ticaret Müşaviri / Counsellor for Commercial Affairs Kani GÜNGÖR
04.05.1982 Boston / Fahri Başkonsolos / Honorary Consul General    Orhan GÜNDÜZ
07.06.1982 Lizbon / Lisbon / İdari Ataşe/ Administrative Officer Erkut AKBAY
27.08.1982 Ottawa / Askeri Ataşe Albay / Military Attache Colonel Atilla ALTIKAT
09.09.1982 Burgaz / İdari Ataşe / Administrative Attache Bora SÜELKAN
08.01.1983 Lisbon / İdari Ataşe Eşi / Nadide AKBAY,Administrative Officer's Wife   eşi merhum Erkut AKBAY'ın yaşamını yitirdiği 07.06.1982 tarihli saldırıda yaralanmış ve 08.01.1983 tarihinde yaşamını yitirmiştir. Nadide AKBAY
09.03.1983 Belgrad / Büyükelçi / Ambassador Galip BALKAR
14.07.1983 BrükseI / Brussels / İdari Ataşe / Administrative Attache Dursun AKSOY
27.07.1983 Lisbon / Müsteşar Elçi / Wife of the Counsellor Cahide MIHÇIOĞLU
28.04.1984 Tahran / Sözleş.Sek. Elçi / Wife of Secre. Işık YÖNDER
20.06.1984 Viyana / Çalışma Ataşesi Erdoğan ÖZEN
19.11.1984 Viyana / Uluslararası Memur Evner ERGUN
07.10.1991 Atina / Basın Ataşesi Çetin GÖRGÜ
11.12.1993 Bağdat / İdari Ataşe Çağlar YÜCEL
04.07.1994 Atina / Müsteşar Haluk SİPAHİOĞLU

 

BUGÜN KÜ DURUM

   Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin dağılmasından sonra, 23 Eylül 1991'de bağımsızlığını ilan eden Ermenistan Cumhuriyeti, Türkiye'ye yönelik "sözde soykırım" iddialarını bir devlet politikası haline getirmiştir. Ermeniler, zulme ve haksızlığa uğramış bir toplum imajı yaratarak, basta ABD ve Fransa olmak üzere belli başlı devletleri ve uluslar arası kuruluşları, Ermeni davası lehine çekmeye çalışmaktadırlar.Soykırım iddialarının kabulü ve tesciline bağlı olarak, Türkiye'den yüklü bir tazminat almak ve son aşamada ise Türkiye sınırları içerisinde bulunduğunu iddia ettikleri sözde Ermeni topraklarının, "Batı Ermenistan' ın iadesini sağlayarak Büyük Ermenistan'ı kurmak yönünde bir siyaset izlemektedirler.Nitekim Ermenistan Parlamentosu'nca 23 Ağustos 1990'da kabul edilen bildiride; "Ermenistan Cumhuriyeti, Osmanlı Türkiyesi ve Batı Ermenistan'da gerçekleştirilen 1915 soykırımının uluslar arası kabul görmesi çabasını destekler"  maddesine yer verilmiştir.


     Sözde soykırımın tanınmasını hedefleyen girişimler, birçok ülkede yoğunlaşmış, bu ülkelerde ardı ardına soykırım anıtları dikilmiş, hatta bazı ülkelerin okullarında "sözde soykırım" ders olarak okutulmaya başlanmıştır.
Türk-Ermeni ilişkileri Ter-Petrosyan yönetiminde nispeten ilimli bir havada geçmiştir. Ancak Nisan 1998'de Taşnaksutyun örgütünün gizli lideri Koçaryan'ın cumhurbaşkanı olmasıyla birlikte aşırı milliyetçi hareketler serbest bırakılmış ve Ermenistan, Türkiye ile ilişkilerinde sertlik yanlısı bir politika izlemeye başlamıştır. Koçaryan, yapmış olduğu resmi bir açıklamada; "soykırımı hiçbir zaman unutmayacaklarını, dünyaya bu trajediyi hatırlatmak durumunda olduklarını, soykırımın cezasız kaldığını, uluslar arası tanıma ve kınamanın layık olduğu şekilde gerçekleşmediğini" ifade etmiş, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 53. oturumunda da bilinen iddialarını tekrarlayarak, Ermenistan'ın Türkiye ve Azerbaycan tarafından abluka altına alındığı savunmuştur.


     Koçaryan gibilere en güzel cevabi şüphesiz, Türkiye'de yasayan Ermeni cemaati vermektedir. 7 Ekim 2000 tarihinde yayınlanan Ceviz Kabuğu adlı TV programında konuşan Kandilli Ermeni Kilisesi Başkanı Dikran Kevorkan soykırım iddiaları ve yer değiştirme uygulaması hakkında şunları söylemektedir:


     "Soykırım ve tehcir (bir yerden alıp başka bir yere götürmek) farklı anlamlara gelir. Emperyalistlerin oyunları, Ermeni idarecilerin apolitik düş öncüleri (medya, kiliseler, din adamları) bütün bu olaylara sebep olmuştur. Patrik ruhani bir liderdir, siyasi konularda patrikten görüş alma gibi bir yanlış yapılıyor. Emperyalist güçler ASALA ve PKK'nın arkasında olmasaydı onlar ne yapabilirlerdi? Yer değiştirme meselesinde Almanya'nın İstanbul'a baskısı vardı. Burada Almanya'nın, yerleşik düzeni sarsmak ve Bağdat demiryolu mevzusunda ekonomik menfaatlerini sağlama almak amacı vardı(1)."


     Kevorkan'ın "asimilasyon" iddiaları hakkındaki görüşleri ise şöyledir:
"Bugün dünya üzerindeki Ermenilerin en rahatlıkla, en güçlü şekilde kendi kimliklerini muhafaza ettikleri ülke Türkiye'dir. Yurtdışındaki, Diasporadaki Ermeni, ismini değiştirerek mücadeleye giriyor. Çünkü oralarda, bir kültür ağırlığıyla, o insanların kültürünü eritmek var. Bugün Türkiye'nin aleyhine konuşulan Diasporadaki Ermeniler çok iyi biliyorlar ki, Amerika'nın belli kiliselerinde kurban ayinleri Pazar günleri Ingilizce yapılıyor, Ermeniler ana lisanlarını kaybediyorlar.


     Bunu söylediğin zaman kötü kişi oluyorsun. Biz onun için Türkiye'deki Ermeni vatandaşlar olarak üzüntümüzü dile getiriyoruz. Ne için? Atatürk'ün emanet ettiği Kuvay-i Milliye ruhuna bir haksizlik yapılmaktadır. Bütün bunlar dışarıdakilerin oyunudur. PKK, ASALA, bu kararname, bütün bunlar dışarıdakilerin oyunu. Biz Türkiye'deki vatandaşlar olarak bir haksizlik yapıldığını düşünüyoruz. Ermeniler eğer akıllıysa masa olarak kullanılmasınlar(2)."
Türkiye Ermeni Patriği II. Mesrob ise, 22 Mayıs 1999'da İstanbul Hilton Oteli'nde düzenlenen bir resepsiyonda yaptığı konuşmada, sözde Ermeni iddialarının pek çoğunu çürüten su mesajları vermiştir:
"İstanbul Ermeni Patrikliği'nin kurulusu tarihte esine rastlayamayacağımız bir olaydır. Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethinden sekiz yıl sonra, 1461'de Bati Anadolu'daki Ermeni Piskoposluğunu çıkardığı bir fermanla İstanbul Patrikliği'ne dönüştürmesi Fatih'in ve Osmanlı Sultanlarının gelecek vizyonu ve diğer dinlere gösterdiği hoşgörünün çok açık bir örneğidir.


     Tarihte bir dine mensup bir hükümdarın başka bir dinin üyeleri için ruhani riyaset makamı tesis etmesi, ne Fatih'ten önce, ne de sonra görüldü. Yeni bir bin yıla girerken dünyada yaşanan gerginlikleri, özellikle yakın çevremizdeki Savaş ortamını göz önünde bulunduracak olursak, 538 yıl önce gerçeklesen bu olayın değerini, dinler ve kültürler arası hoşgörünün önemini, sanıyorum daha iyi kavrayabiliriz.


     İmparatorluk sınırları içindeki Ermeni toplumunun hayatini onun örf ve adetlerine göre düzenleyen Fatih Sultan Mehmet'i, onun doğrultusunda ülkeye hizmet eden devlet adamlarını ve 1461'deki ilk İstanbul Ermeni Patriği Bursalı Hovagim'den başlayarak bu makama sadakatle hizmet eden 83 patriğimizi sevgiyle ve minnetle anıyoruz.
Biz Türkiye Ermenileri, ülkemizde yasayan en kalabalık Hıristiyan cemaati olarak 75. yılını coşkuyla kutladığımız Türkiye Cumhuriyeti'nin aydınlık geleceğine tüm kalbimizle inanıyor ve yarınlara ümitle bakıyoruz(3)."


     Taşnaksutyun örgütünün gizli lideri Koçaryan, Ermeni Devleti'nin başkanı olduktan sonra "4 T Planı"nın uygulanmasına hız verilmiştir. Nihai hedef, Türkiye Cumhuriyeti'nin toprak bütünlüğüne yöneliktir ve onu parçalamayı öngörmektedir. Bu strateji, geçmişteki üç-beş Ermeni örgütünün hedefi olmaktan çıkmış, bugünkü Ermenistan'ın da ülküsü halini almıştır. Eğer bugünkü Ermenistan'ın en önemli üç belgesine bakarsak bu durumu açıkça görürüz.
Bunlar "Bağımsızlık Bildirgesi", "Bağımsızlık Kararı" ve 1995 yılında kabul edilen "Ermeni Anayasası"dır. Ermenistan Sovyet sosyalist Cumhuriyeti Yüksek Sovyet'inin 23 Ağustos 1990 tarihli "Bağımsızlık Bildirisi"nin 12. Maddesinde "Ermenistan Cumhuriyeti, 1915 Osmanlı Türkiyesi ve Bati Ermenistan'da gerçekleştirilen soykırımın uluslar arası alanda kabulünün sağlanması yönündeki çabaları destekleyecektir" denilmektedir.
Ermenistan Parlamentosu, 23 Eylül 1991 tarihinde aldığı bağımsızlık kararında ayni konuyla ilgili olarak "Ermenistan Bağımsızlık Bildirisi'ne sadık kalacağını" beyan ve taahhüt etmiş, 1995 yılında kabul edilen Ermeni Anayasası'nda ise "Ermenistan'ın bağımsızlık bildirisindeki ulusal hedeflere bağlı kalacağı" bir anayasa hükmü haline getirilmiştir.
Dolayısıyla olmayan bir soykırımın kabul ettirilmesi ve Bati Ermenistan olarak nitelendirilen Türkiye'nin doğusundan toprak talebi, gizli bir emel olmaktan çıkmış, belki de bir başka ülke anayasasında rastlanılmayacak şekilde, resmen dünyaya açıklanmıştır. Anayasadan ayrı olarak haritalarla bu durumun propagandasını yapmaktadırlar.
Ermenistan'ın bu yayılmacı politikası karsısında, NATO ve AGIT'IN anlaşma metinlerine bakmak gerekecektir. Her iki kuruluş ve bu kuruluşların temel mantığını oluşturan belgeler, üye devletlerin toprak bütünlüğünü teminat altına almaktadır.


      Bilindiği gibi NATO bir askeri pakttır. Ancak, AGIT'E temel teşkil eden Paris Şartı'na bakacak olursak;
"... Birleşmiş Milletler Yasası ile yüklendiğimiz mükellefiyetler ve Helsinki Nihai Senedi'nin getirdiği taahhütlere uygun olarak, herhangi bir ülkenin toprak bütünlüğüne ya da siyasi bağımsızlığına karşı kuvvet kullanmaktan veya kuvvet kullanma tehdidinde bulunmaktan ya da bu belgelerin ilke ve amaçlarıyla bağdaşmayan bir tarzda eylemde bulunmaktan sakınacağımız taahhüdünü tekrarlarız. Birleşmiş Milletler Yasası ile yüklenilen mükellefiyetlere uymamanın, uluslar arası hukukun ihlali olduğunu hatırlatırız..."
hükmünü görürüz.
Bu madde de olduğu gibi, her iki organizasyonun mantığı açık iken, diğer tarafta "Türkiye'den toprak talep eden" ya da Türkiye toprağını "Bati Ermenistan" olarak yorumlayıp Anayasası'na koyan bir ülkeye yönelik NATO ve AGIT üyelerinin tavrı tartışılmalıdır. Uluslar arası işbirliği tarafların karşılıklı hak ve menfaatlerine saygıya dayalıdır. Bir tarafta her iki uluslar arası kurulusun üyesi olan Türkiye, diğer tarafta Türkiye'nin toprakları üzerinde hak iddia eden ve yayılmacı politika güden Ermenistan...

 

 

KAYNAKÇA

1)      Doç. Dr. Azmi SÜSLÜ, Ermeniler ve 1915 Tehcir Olayı, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörlüğü Yayın No: 5

2)      Osman TURAN, Selçuklular Zamanında Türkiye Tarihi, İstanbul, 1984, 2. Baskı

3)      Esat URAS, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, İstanbul, 1987, 2. Baskı

4)      Kamuran GÜRÜN, Ermeni Dosyası, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara,1983

5)      İbrahim KAFESOĞLU, “Asya Türk Devletleri” Türk Dünyası El Kitabı, Ankara, 1976

6)      A. Zeki Velidi TOGAN, Bugünkü Türk İli Türkistan ve Yakın Tarihi, İstanbul, 1942 – 1947

7)      Hakkı Dursun YILDIZ, “10. Yüzyılda Türk Ermeni Münasebetleri” Tarih Boyunca Türklerin Ermeni Toplumu İle İlişkileri Sempozyumu Kitabı, Erzurum Atatürk Üniversitesi, 1984

8)      Urfalı Mateos Vekayi – namesi(952-1136) ve Papaz Grigor’un Zeyli(1136-1162),Terc. Hrant ANDREASYAN,notlar Edouard Dulaurier-M.Halil Yinanç, Ankara, 1962

9)      Ali SEVİM, Genel Çizgileriyle Selçuklu – Ermeni İlişkileri, Ankara, 1983

10)  Ermeni Komitelerinin Amal ve Harekat-ı İhtilaliyyesi, İlan-ı Meşrutiyetten Evvel ve Sonra, Matbaa-ı Amire, İstanbul, 1332(1916)

11)  Van den Steen de Jehay, De la situation légale des sujets ottomans non – musulmans, Bruxelles, 1906

12)  W.E.D. Allen, Caucasian Battlefields, Cambridge, 1953

13)  G. Chailand, R. Hovannisian, L. Nolbandian, M. Vartanian, A. Andonian, K. Bardakcian, K. Baghdjian, P. Merdjimékian, G. Bahaban

14)  U. Mateos, R. Çark, N. Gabriel Efendi, K. Pasdenmadjian...

15)  Dickran Boyacıyan, armenia, New Jersey, 1972

16)  Hrand Pasdermadjian, a.g.e.

17)  C. Sartor, a.g.e.;

18)  Malachia Ormanian, L’Eglise arménienne, son histoire, sa doctrine, son régime, sa discipline, sa liturgie, sa littérature, son présent, Antélias, 1954, 2e éd.

19)  Genelkurmay Başkanlığı, Türk İstiklal Harbi, Doğu Cephesi, 1918 – 1921,Ankara, 3. Cilt

20)  İhsan SAKARYA, Belgelerle Ermeni Sorunu, Ankara, 1984

21)  Hagop Babiguian, La situation des Arméniens en Turquie, exposée par des documents, 1908 – 1912, Rapport, Constantinople, 1913

22)  Enver BOLAYIR, Talat Paşa’nın Hatıraları, İstanbul, 1946

23)  K. Küdülyan, Antranik Savaşları, Beyrut,1929, Ermenice

24)  Genelkurmay ATASE Arşivi, nu. 1 / 2, der. 113, g.3 kis.521, dos. 2029, fih.2 ve nu. 1 / 131, dos. 149, g.4, kis.2287, der.12, fih.6.

25)  Messoud Fany(Sabık Cebel-i Bereket -Osmaniye- Mutasarrıfı), La Nation Kurde et son évolution sociale, Paris, 1933

26)  Genelkurmay Başkanlığı Askeri Tarih Bilgisi Dergisi, Aralık 1982, Sayı 81, belge no. 1817

27)  Mikael Varandian, Tasnaksutyun Tarihi, Paris, 1932, Ermenice, cilt 1

28)  Louise Nalbandian, .

29)  Cumhurbaşkanlığı Arşivi,dol.6, kutu 65-1,dos.65-1,dos 65-1,fih 2/102,2-:75(Taşnak Teşkilatı)

30)  Sidney Witman, Turkish Memories, London,1914

31)  Pierre Loti, Les Massacres...

32)  Yusuf Hikmet BAYUR, Türk İnkılabı Tarihi, Ankara,1983,2. Baskı,c.II, kıs III

33)  Livre Bleu du gouvernement Britanniqque...

34)  A.O.Sarkissian, “Genocide in Turkey”, History of the World War, Eylül 1970, c.3. numara 16, London

35)  Kevork K. Baghdjian, La Confiscation...

36)  Abdülhamid, Sultan, II., Siyasi Hatıralarım, İstanbul,1974(1. Baskı), 1975-1987(2. Ve 5. Baskılar)

37)  Ali Fuat Cebesoy, Milli Mücadele Hatıraları, Vatan Neşriyat, İstanbul, 1953

Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, Gnkur. Basımevi. Ankara, Eylül 1978, Sayı: 77

Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, Gnkur. Basımevi, Ankara, Ekim 1982 Sayı:82

Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, Gnkur. Basımevi, Sayı:87, Ankara-1989

38)  Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, Gnkur. Basımevi, Ankara, Ocak 1997 Sayı:103

39)  Atatürk Haftası Armağanı, Gnkur. ATASE Başkanlığı, 1982

40)  Atatürk ile ilgili Arşiv Belgeleri 1911-1921, T.C. Başbakanlık Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı, Ankara 1982

41)  Atatürk Özel Arşivinden Seçmeler IV. Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları. Ankara. 1996

42)  Atatürk Özel Arşivinden Seçmeler, Hazırlayan: T.C. Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı, Kültür Bakanlığı Doğumunun 100. Yılında Atatürk Yayınları: 17, Ankara, 1981

43)  Atatürk'ün Bütün Eserleri (ATABE), c. 2, Kaynak Yayınları, 1999

Atatürk'ün Bütün Eserleri (ATABE) c. 3, Kaynak Yayınları, 2000

44)  Atatürk'ün Bütün Eserleri (ATABE), c. 4, Kaynak Yayınları, 2000

Atatürk'ün Bütün Eserleri (ATABE) c. 5, Kaynak Yayınları, 2001

Atatürk'ün Bütün Eserleri (ATABE) c. 6, Kaynak Yayınları, 2001

45)  Atatürk'ün Toplanmamış Telgrafları, Derleyen: Dr. Utkan Kocatürk, Edebiyat Yayınevi, Ankara, 1971

46)  Atatürk'ün Anıları, Yay.Haz.İsmet Görgülü, Bilgi Yayın evi, 2. Basım, 1998

47)  Atatürk'ün Milli Dış Politikası (Milli Mücadele Dönemine Ait 100 Belge) 1919-1923, c.1, c.2, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara. 1994

48)  Atatürk'ün Samsun'a Çıkışı ve Kurtuluş Savaşı'nın Başlatılmasına Dair Belgeler, ATASE Yayınları, Ankara, 1999

49)  Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, c.I, II, III, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 1997

50)  Atatürk'ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri IV. Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara. 1991

51)  Atatürk'ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri. Derleyen: Nimet Arslan. Cilt:IV. Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Yayını, Ankara. 1964

52)  Atatürk'ün TBMM'ni Açış Konuşmaları, TBMM Yayını, Ankara-1987

53)  Hakimiyeti Milliye, 4. sene, No: 788, 12 Nisan 1923'ten aktaran: Güner Zekai; Kabataş, Orhan; Milli Mücadele Dönemi Beyannameleri ve Basını, Atatürk Kültür Mrk. Yayını, Ankara-1990

54)  Harp Tarihi Vesikaları Dergisi, E.U. Basımevi. Ankara. Eylül 1953. Sayı: 4

55)  Harp Tarihi Vesikaları Dergisi, E.U. Basımevi. Ankara. Eylül 1953. Sayı: 5

56)  Harp Tarihi Vesikaları Dergisi, Gnkur. Basımevi, Ankara, Haziran 1956, Sayı: 16

Harp Tarihi Vesikaları Dergisi, Gnkur. Basımevi, Ankara, Eylül 1956, Sayı: 17

Harp Tarihi Vesikaları Dergisi, Gnkur. Basımevi. Ankara. Eylül 1963. Sayı: 45

57)  Heyet-i Temsiliye Tutanakları, Haz. Uluğ İğdemir, T.T.K. Yayını, Ankara, 1989

58)  Kemal Atatürk, Nutuk, c.III. Vesikalar, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, İstanbul, 1961

59)  Kemal Atatürk, Nutuk, Yay, Haz. Prof. Dr. Zeynep Korkmaz, Ata. Arş. Mrk, Ankara-2000

60)  Mustafa Onar, Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı Yazışmaları I, II, T.C. Kültür Bakanlığı Atatürk Dizisi: 45, Ankara. 1995.

61)  Prof. Dr. Bekir Sıtkı Baykal, Heyet-i Temsiliye Kararları, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2. Basım: 1989

62)  Raşit Metel; TBMM Gizli Oturumlarından Sorunlar ve Görüşler (23 Nisan 1920-29 Ekim 1923) Mustafa Kemal Atatürk, Belge Yayınları 1990

Sadi Borak; Atatürk Gizli Oturumlardaki Konuşmalar, Kaynak Yayınları, 1997

Sadi Borak, Atatürk'ün Resmi Yayınlara Girmemiş Söylev Demeç Yazışma ve Söyleşileri, Kaynak Yayınları. İstanbul, 1997

63)  TBMM Gizli Celse Zabıtları, C.I, İş Bankası Yayını, 1985

64)  Türk İstiklal Harbi, c.II, 2. Kısım, Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1964

65)  Türk İstiklal Harbi, III. Cilt Doğu Cephesi, Gnkur. Basımevi, 1965

· Türk İstiklal Harbi IV, 3 Cilt, Güney Cephesi, Gnkur. Basımevi 1966

 

 

 Abdullah YILDIRIM

 

Ana Sayfa